Gerçek Gıdayı Nasıl Tanıyabiliriz?

YULAF ürünlerinden bazıları

Geçen hafta bir iş arkadaşım elime küçük bir torba tutuşturdu. Üzerindeki büyük etikette “YULAF healing foods”, minik yeşil etiketlerinde “şekersiz” ve “%100 vegan” yazan, süslü, sevimli bir çanta. Dedi ki: “Nişanlım pastacılık eğitimi almış bir şef ve şimdi kendi markasını yaratmaya çalışıyor, sana da tatman ve fikir vermen için örnekler getirdim. Paketinden rengine, tadından Instagram sayfasına kadar her türlü geribildirime açığız”. Ne yalan söyleyeyim, gözlerim parladı! 🙂 Hem yiyecek içecek bir şeyler, hem şahane bir kadın girişimci! Üstelik müstakbel eşi tüm kalbiyle destekliyor, daha ne isterim! İşte Yulaf’ın bana düşündürdükleri…

Yiyip içtiklerimizin genel sağlığımız üzerindeki etkisinin çok fazla olduğunu fark etsek de iyi gıdayı kötü gıdadan nasıl ayıracağımızı bilemez hale geldik. Şahane pazarlama teknikleri sayesinde sağlıklı olmasını bir kenara koyun gerçek bile olmayan pek çok gıda hayatımızda. Bu konularda bilinçlendikçe önüme gelen gıdalarda aradığım şeyler epey değişti. Sizlere ilk baktığım dört şeyden bahsetmek istiyorum. Yulaf’ı da bu gözle inceledim.

Nereden gelmiş?

Örneğin artık satın aldığım gıdanın nerede yetiştiğini veya üretildiğini merak ediyorum ve en önemlisi soruyorum. Çoğu zaman yanıt alamıyorum çünkü biz alıcılar gibi satıcıların da pek önemsediği bir konu değil. Yaşadığım yere yakın bir yerde yetişmiş veya üretilmişse tercih ediyorum. Gittiğim gezdiğim yerlerde de oralarda yetişmiş veya üretilmiş şeyleri denemeye gayret ediyorum. Bunu hem yerli üreticiyi desteklemek için yapıyorum hem de yaşadığım yerlerde yetişmiş besinlerin benim metabolizmam ile daha barışık olacağını seziyorum. Bu noktada Yulaf’ın benim yaşadığım şehirde üretiliyor olması beni çeken ilk şeylerden biri oldu. Benim yakınımda yeni bir girişimcinin olması ne harika!

İçindekileri anlayabiliyor muyum?

Bir gıdanın tam gıda olup olmadığı da dikkat etmeye başladığım şeyler arasında. Kendimce bunun en basit yolu içindekilere bakmak. Gıdanın içindekiler yumurta, süt, kakao, un gibi ne olduğunu anladığım şeyler mi yoksa ne anlama geldiğini anlamadığım kısaltmalar, kimyasal isimler, veya birşeylerin aroması, özütü, muadili gibi şeyler mi? YULAF’ın torbasını açınca içinden çıkan yiyeceklere bakarken gayri ihtiyari ilk olarak “içindekiler” yazıyor mu diye baktım. Ve Evet!! Yulaf’ın yaratıcısı sevgili Gizem’in ürünlerine eklediği küçücük etiketlerinin arkasını okurken mest oldum! Fındık, fıstık, keten tohumu, hindistan cevizi yağı, kuruyemişler, ayçekirdeği içi, her biri tam gıda, harika harika!

Ürünlerin içindekilerin hepsi tanıdığımız, bildiğimiz şeyler

Raf ömrü var mı?

Aldığım gıdalardaki dikkat ettiğim diğer bir konu raf ömrünün olup olmadığı. Doğada gerçek besinler aylarca öylece kalmıyor, tazeliğini yitiriyor ve bozuluyor. Dolayısıyla bir gıda aylarca raflarda kalabiliyorsa bilin ki içine mutlaka koruyucular, ne olduğunu bilemediğimiz ve yararlı olduğundan şüphe edebileceğiniz katkı maddeleri var. Yulaf bu noktada da gönlümü fethetti. Koruyucu içermediğinden buzdolabında saklamamız için ufak bir not düşülmüş. Üstelik “keten tohumlu kıtır”ı birkaç gün sonra yediğim halde hem çok lezzetli hem de kıtır kıtırdı. Gerçek gıdanın tadını bir kere aldığınızda artık bırakamıyorsunuz. Çok çok alıp depolamak, dondurmak yerine taze taze alıp tüketmeye alışıyorsunuz.

Ürünlerde katkı maddesi kullanılmamış olması çok güzel

Şeker konusu

Yaptığım herhangi bir tarifte şeker varsa, şekeri koyarken veya misafirlerim çaylarına şeker istediğinde resmen elim titriyor. İnsanlara sanki zehir ikram ediyormuşum gibi hissediyorum. Hemen her tarifteki şekeri nasıl alternatiflerle değiştirebilirim diye düşünüyorum ve deniyorum. En iyi çözümün yine şekerin tam gıda olarak eklenmesi olarak bulabildim şu ana kadar. Yani rafine edilmeden, bitkinin/meyvenin tümünün eklenmesi ile. Şeker tabii yine var ama meyvenin diğer kısımları, lifleri, vitaminleri de var. Yulaf da bu konuya özen göstermiş. Kolayına kaçıp rafine şeker kullanmamış ve her tarifini hurma, keçiboynuzu özü ve başka kuru meyvelerle tadlandırmış.

Yulaf’ı sosyal medyadan takip edebilirsiniz.

Tüm ilk izlenimlerimden sonra tabii ki çantadan çıkan mis gibi ürünleri tattım. Her birini ayrı ayrı çok beğendim. Ürünlerin üzerinde “organik” veya “doğal” gibi iddialı etiketler yok ama içindekilerin her birinin tam gıda olması, katkı maddesi olmadığı için raf ömrü olmaması, rafine şeker kullanılmamış olması bence çok daha değerli olmuş, tam da adına yakışır şekilde “şifalı gıdalar” ortaya çıkmış!

Yulaf’ı yaratan Şef Gizem Özerden Hanım’ı tanımıyorum ama çıktığı bu cesur yolda çok başarılı olmasını diliyorum. Onun gibi cesur kadınlar ve onu destekleyen güzel insanlar sayesinde ülkemizde yavaş yavaş gerçek gıdaların artacağına inanıyorum.

Sizleri, size sunulan gıdaların içeriklerini incelemeye, alırken soru sormaya davet etmek istiyorum. Biz sordukça satıcılar da kendi satıcılarına sorular soracak ve adım adım bu konudaki farkındalık artacak. Diliyorum ki müşteri memnuniyetini artırabilmek için üreticilerin yapabileceği en önemli şeylerden biri bizlere gerçek gıdalar sunmak olacak.

Sevgilerimle,
Fatma Özdemir
18.06.2019
Emirgan/İstanbul

One comment

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s