Ölümden Önce Son Çıkış

Olumden_Once_son_Cikis_2
Aysun Bitir’in İkinci Kitabı

Aysun Bitir çocukluk arkadaşım. Evlerimiz birbirine yakındı. Yedi sene aynı okulda okumakla kalmadık, yıllarca okul yolunu birlikte yürüdük. Bu yürüyüşlerin pek çok karesi hala aklımdadır. Yeni bir dili, yeni pek çok şeyi birlikte öğrendiğimiz, birbirimizi şekillendirdiğimiz zamanlardı. Aysun her zaman farklı düşünür, kendini ifade etmekten, sürüden ayrılmaktan korkmazdı. Okul yolu Adliye Sarayı’nın önünden geçerdi. Aysun binanın camlarından yarı görünür yarı görünmez mahkeme salonlarına bakar ve “Bir gün bu salonlarda çalışacağım!” derdi. Nitekim hukuk okudu, yaman bir avukat oldu.

O anılar başlı başına bir yazı konusu herhalde ama bu yazıda Aysun’un ikinci kitabı Ölümden Önce Son Çıkış‘tan bahsetmek istiyorum. İlk kitabı “Excido – Unutulan Basit Gerçek” çıktığında olduğu gibi bu kitabını da çıkar çıkmaz aldım. Hiç çok açken en sevdiğiniz yemeği büyük coşkuyla, alelacele, tam çiğnemeden yalayıp yuttuğunuz olur mu? İşte iki kitapta da bana aynı şey oldu. İkinci kitapta beni şaşırtan başka şeyler de oldu. Bu durumu fark edince kitabı kenara koyup okuduklarımı biraz sindirmeye, sonra tekrar okuyup bu yazıyı yazmaya karar verdim. Değerlendirmelerimi 5 başlık altında topladım. Aysunum sürçi-i lisan ettiysem affola.

1. Ölümden Önce Son Çıkış!

Kitabın adı insanı sarsan bir fikir, bana sorarsanız başlı başına hayat felsefesi olabilecek derinlikte. İstanbullular’ın aşina olduğu boğazdaki köprülere yaklaşırken karşımıza çıkan “Köprüden önce son çıkış” levhalarını hatırlattı bana. O levhaları görünce de gittiğim yönden çok emin olsam bile ister istemez azıcık yavaşlarım araba kullanırken ve bir gözden geçiririm yolumu. Gerçekten bu yöne mi gideceğim? Çünkü gitmeyeceksem bu çıkış köprüden önce son çıkış! Kaçırırsam hooop diğer kıta (!) dayım ve İstanbul trafiğinde bu ne demek bilenler bilir.

Aysun kitabın adının gizemini daha ilk sayfalarda  hiç dolaştırmadan paylaştığı için kitabın sihirini bozmayacağını umarak bu çarpıcı perspektifi paylaşıyorum.

“Kendinizi bilmeden Tanrı’yı bilemezsiniz! Kendinizi bilmeniz “ölümden önce son çıkıştır”. Bilmeden farkına varmadan öldüğünüzde boşuna bir hayat yaşamış ve her anlamda yok olmuş olursunuz!” (sf. 11)

2. Dillere Pelesenk Olmuş Laflar

Eskiden ancak kütüphaneye gidip saatlerimizi geçirince veya gazetelerin dizi dizi verdiği ansiklopedileri uzun uzun okuyunca edindiğimiz bilgilerin milyonlarca katını günümüzde Facebook’ta şöyle bir gezinince çok yüzeysel de olsa edinebiliyoruz. Bu bolluk ve yüzeysellik pek çok kavramın derinlemesine anlaşılmadan dillere pelesenk olmasına sebep oluyor ve bana göre yerli yersiz kullanımları ile içleri boşalıyor. İşte bu durumdaki pek çok kavramı Aysun Türk dilini ustaca kullanarak herkesin anlayacağı dilde anlatmakla kalmıyor, birbirine sıkça karışan kavramları korkmadan ayrıştırma ve yerli yerine oturtma işine girişiyor ve sanki çok kolaymışcasına da okuyucuyu hiç sıkmadan yapıveriyor. Aysun, frekans aralığı, reenkarnasyon, birlik yasası, telekinezi, simülasyon, Fibonacci sayıları, fraktal geometri, kaos kuramı gibi kavramları; millet-din farkı, evrim-din ilişkisi, dualite-sistem-alt yazılım-üst yazılım ilişkisi,  evlilik müessesesi-namus, entellik-nikah, sevgi-saygı-nefret-özgürlük, bilmek-inanmak-anlamak ilişkilerini korkmadan tanımlıyor ve her seferinde bu kavramlar ile ilgili kör noktalarımıza ışık tutarak bizi şaşırtıyor. Hem bizi hem kavramları yerli yerine oturtuyor.

3. Karakterler ve Aysun ve Okul Arkadaşlarım ve Yoksa Ben mi!?

Az buçuk okuyan, yazan, gündemi takip eden biriyseniz, karakterlerde, karakterlerin sözlerinde  kendinizi veya etrafınızdaki insanları görüyorsunuz. Aysun’u tanıyorsanız hemen her karakterde Aysun’u görebiliyorsunuz. Önce Umay karakteri çıkıyor karşınıza, “Aaaa Aysun bu!” diyorsunuz, sonra Latife Hanım karakteri çıkınca “Yok yok o değil, bu Aysun!” diyorsunuz. Sonra birlikte okuduğumuz okuldan arkadaşlar beliriyor hikayelerde, ne olduğunu anlayamadan kendimi görmüş gibi oluyorum ve donakalıyorum!

Karakterler biraz kitaptan okur gibi, ansiklopedik tanımlar yapar gibi konuşuyor olsa da yedi yıl okuduğum okulda olup biten bazı olaylara, gizemli kalmış bazı ilişkilere, bazı sınıfların hikayelerine ışık tutması benim için bir hatıra defteri okumak gibi oldu.

4. Uşak

Çoğu arkadaşım tanıdıkları tek Uşaklı olduğumu söyler, doğrudur da! Okuyup büyük şehirlerde yaşamaya başlayanlar dışında pek sağa sola saçılmamıştır bu minik ilin insanları. Uşak’tan gidenlerden geri dönen çoktur. Görevi gereği bu şehire gelip yerleşmiş pek çok memur aile vardır. Yatılı Öğretmen Okulu’nun getirdiği öğrenme/öğretme geleneği yakın zamana kadar etkisini sürdürmüştür. Ülkedeki her türlü yozlaşmanın yarattığı büyük tahribata kadar havası, suyu, yemesi, içmesi güzel, insanı herkesi kucaklamaya müsait naif yapısıyla aile terbiyesini, insana sadece insan olduğu için saygı duymayı dinin yaşantıya geçirilecek en önemli parçası sayan, Yunan işgalini, savaşı annelerinden, dedelerinden birinci ağızdan dinleyip Atatürk’ü bağrına basan bir ildir Uşak.

Usak_Cumhuriyeti_Boyle_Kazandık
Uşak 1933

Kitapta satır aralarındaki bazı şeyler bana öyle ufak detayları hatırlattı ki bahsetmeden geçmek özüme aykırı olurdu! Mesela Umay karakterinin babasının eve kasa ile aldığı Şiveps mandarinlerin çarşamba günü eve gelmesi ilin pazarının o gün olmasına bir gönderme gibi. Umay’ın anneannesinin cenneti anlatırken Umay’ın üzerine yatıp temiz yün kokusunu içine çektiği seyirlik halılar şehrin kültüründe çok önemli bir yer tutar. İstanbul çocuklarının yazın spor okuluna gitmesi gibi, bizim çocukluğumuzda Uşaklı çocukların dini bir ideoloji olmaksızın yaz aktivitesi olarak mahallelerindeki camilere Kuran kursuna gitmesi bugün düşününce tüylerimi diken diken etse de o zamanlar yazın bir iki hafta gidilen sonra vazgeçilen, gitmeyenlere ısrar edilmeyen enteresan bir şeydi. En son dikkatimi çeken detay da Atatürk’ün sanki aile bireyiymiş gibi algılanması. Tıpkı Umay karakterinin ailesinde olduğu gibi pek çok Uşaklı ailede özellikle ailenin büyükleri Atatürk’ten büyük bir hayranlıkla bahseder, o olmasaydı bugünleri yaşayamayacığımızı uzun uzun anlatır. Özellikle Atatürk’ün eğitime verdiği önemi kendi ailelerindeki kızları okutmaya çalışarak sürdürmeye çalışmaları takdire şayandır. Uşaklı Babaannemin ailedeki tüm kızlara milyon kez dediği gibi “Önçe iş sonra eş!” 🙂

5. Bilim, Şüphe, Merak

Okuyucuyu bilime özendiren, bilimi sevdiren, merak ettiren, daha çok okuma ve öğrenme isteği uyandıran bir kitap Aysun’un kitabı. Ülkemizde gizli kalmış hazineleri, dünyadaki pek çok yazarı, kitapları ve özlü sözleri bir çırpıda anlatıyor, insanın merakını artırıyor, ufkunu genişletiyor. O kadar ki, iki sayfada neandertal insandan girip, Güneş Dil Teorisi’nden geçip Samanyolu’na ulaşıyorsunuz okurken!! Şaka bir yana bildiği her şeyi bir kitaba sığdırmaya çalışır gibi arka arkaya sıralayıp daldan dala atlıyor gibi görünse de pek çok konuyu okuyucuya aktarmayı, daha önemlisi merak duygusunu uyandırmayı başarıyor.

Kitabın dilinde her türlü cehalete karşı duran net tavır çok hoşuma gitti. Diğer yandan bilimden ve bilimin bulgularından bahsederkenki kesinlik beni biraz tedirgin etti. Sorgulayan insanın en büyük tuzağı, sınavı bu gibi geliyor bana. Bilimin ispatladığı şeyleri mutlak doğru olarak almak, şu şöyledir bu böyledir demek.  Oysa bilim benim için emin olmak değil sürekli ama sürekli şüphe etmektir. En emin olduğundan bile.

Aysun’un hoşgörüsüne sığınarak, çok sesliliğe olan sevgisini bildiğimden bu yazımı yine onun kitabından çok sevdiğim bir cümle ile bitirmek istiyorum.

“Dünyayı sevmek kurtaracak sözü büyük bir yalan. Dünyayı sevmediğin şeye, varlığa, yaşama hakkına saygı duymak kurtaracak.” (sf.34)

İyi ki varsın, iyi ki arkadaşımsın Aysun! Seni seviyorum. Dilerim hep merak etmeye devam et, daha pek çok kitap yaz, senden ve yazdıklarından pek çok insan ilham alsın!

Sevgilerimle,
Fatma Özdemir
11.11.2017
Emirgan/İstanbul

6 comments

  1. çok beğendim Fatmacım yazını eminim kitap da güzeldir- dediğin gibi adı da şahane- kapağına kelebek koyulması da bana çok anlamlı geldi , ilk kitapçıya gidişimde alacağım. Öpüyorum m

    Beğen

  2. emirgan deyince koptum desem 🙂 cok guzel ama baslik cok depressive olmus kitabin. konusu cok guzel Tesekkurler

    Sent from my iPhone

    >

    Beğen

    • Hmmm… Emirgan’a kadar geldiysen hepsini okudun demektir Barış!! Teşekkür ederim yorumun için. Çok çarpıcı di mi başlık! İnsanı çekiyor garip şekilde..

      Beğen

  3. Aysun’la ilgili ilk aklıma gelen babamla acayip kavgalı olduğumuz bir dönemde bana babamın ne kadar harika bir insan olduğunu söylediği bir andı. O anda ona hiçbirşey söyleyememiştim. Kuvvetli bir inanca itiraz edemezsiniz.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s